SOHBET'E BAĞLAN

Yeni Arkadaşlıklar İçin
sahram.net

Türkiye'nin en farklı
sohbet odaları ile
yeni arkadaşlıklara.

Ay Tozu

 

Evvel zaman içinde ayın bir parçasını isteyen
bir kadın varmış. Aslında azıcık ay tozu bile
yeterliymiş ona. Olanaksız bir düş değilmiş onunki,
garip bile değilmiş. Aya giden adamlar tanıyormuş,çünkü
o vakitler modaymış aya gitmek. Şimdi bulunduğumuz
yerden pek uzak olmayan bir yerden hareket edermiş adamlar;
çok yüksek roketlerin üstüne yerleştirilmiş delikten
gemilere binerlermiş.Ne zaman gümbürdeyen,çevresine ateşten
çiçekler saçarak fırlayan bir roket atılsa gökyüzüne,
kadın mutluluktan deli olurmuş. “Fırla!Hadi!Hadi!”diye
haykırırmış roketin ardından. Sonra da
üç gün üç gece karanlığın içinde uçan adamların yolculuğunu
coşkuyla, kıskançlıkla izlermiş.Onlar için ay bilimsel bir olay,
teknolojik bir başarıdan başka birşey değilmiş.Yolculuk
sırasında şiirsel bir tek söz etmezlermiş,yalnız rakamlar,
formüller, sıkıcı birtakım bilgiler.Biraz insanlıklarını
anımsadıklarında dünyadaki en son futbol maçlarının
sonuçlarını sorarlarmış.Hele aya ayak bastıktan
sonra daha da az söz çıkarmış ağızlarından.Önceden
hazırlanmış bir iki cümle söyleyip,tenekeden bir
bayrak dikerler,robotumsu devinimlerle bir garip
tören yaparlarmış. Sonunda geri gelirlermiş
bir yığın taşla ve tozla. Ay taşları,ay tozu…
Kadının düşlediği toz. Onları bir daha gördüğünde
yalvarmış, “Bana biraz ay verirmisiniz?Sizde o kadar çok ki!”
Ama hep aynı karşılığı alırmış:Veremeyiz,yasaktır.
Ay parçaları hep laboratuvarlarda ya da aya gitmeyi bilimsel
bir olaydan, teknolojik bir başarıdan başka şey saymayan
kişilerin masalarının üstünde kalırmış.
Gene de aralarında bir tanesi bana ötekilerden daha iyi
görünmüştü. Gülmesini,ağlamasını bildiği için.Ufak tefek,
çirkin,dişleri birbirinden ayrık ve yüreğinde korku olan bir
adamdı. Korkusunu saklamak için güler,gülünç şapkalar
giyerdi.Bu da ona ruha benzer bir şey vermişti.Bu yüzden
onun arkadaşıydım,birde ayı haketmediğini bildiği için.
Her görüştüğümüzde söylenir dururdu:”Oraya çıktığımda ne
diyeceğim.Şair değilim ki,derin,güzel şeyler söylemesini
bilmem ki…” Aya doğru yola çıkmazdan bir iki gün önce bana
veda etmeye geldi,aya vardığında ne diyebileceğini de sordu.
Gerçek olan,dürüst içten birşeyler demesini söyledim;örneğin
korkuyla dolu küçücük bir adam olduğunu söyle dedim.
Sevdi bunu ve yemin etti: “Geri dönersem eğer sana biraz
ay getireceğim.Ay tozu!” Gitti ve döndü.Ama döndüğünde değişmişti.
Verdiği sözü ona anımsatmak için telefon ettiğimde kaçamak
karşılıklar verdi hep.Derken bir gün evine yemeğe çağırdı beni.
Sonunda bana biraz ay vereceğini düşünerek koşa koşa gittim.
Yemek bir türlü bitmek bilmedi,bense yerimde duramıyordum.
Sonunda,”Şimdi sana ayı göstereceğim”dedi.”Şimdi sana ayı
vereceğim”dememişti ama ben ayrımsamadım o anda.Hala o gülünç
şapkaları giyiyordu,hala güler gibi yapıyordu.
Gözünü kırparak çalışma odasına götürdü beni,kilitli bir
dolabı açtı.Birkaç şey vardı içinde;küreğe benzer bir şey,
bir bahçıvan çapası,bir tüp.Hepsi de garip,
gümüşsü gri bir tozla kaplıydı.
Ay tozu!
Yüreğim deli gibi çarpmaya başladı.
Elimi uzatıp küreği yavaşça tuttum,çok hafifti,hemen
hemen ağırlıksız gibi.Üstündeki toz yüz pudrası gibiydi.
Derimin üstüne,ikinci bir deri gibi incecik bir gümüş tabakası
kaldı.Ayı kendi derimin üstünde gördüğümde neler duyduğumu
anlatmak çok güç.Zaman ve boşluk içinde yayılma duygusuydu
belki,ya da erişilemeze erişerek sonsuzluk kavramının ta kendisini
yakalamıştım.Bunları şimdi düşünüyorum,o anda hiçbir
şey düşünemedim.Adamın sabırsızlanmaya başladığını bile
fark edemezim o ara.Sonunda anladığımda küreği geri verdim.
“Teşekkürler”diye mırıldandım.”Artık tozu alabilir miyim?
“Birden soğuklaştı:”Ne tozu?”.”Bana söz verdiğin ay tozunu…”.
“Aldınız ya”diye karşılık verdi.”Dokunmanıza izin verdim ya…
“Şaka yapıyor sandım.Şaka yapmadığını,küreğe dokundurmakla
verdiği sözü gerçekten yerine getirdiğine inandığını anlayabilmem
için bir kaç dakika geçti,yıllardan uzun gibi görünen dakikalar.
Yoksullara bir dükkan vitrinindeki değerli taşı gösterdiklerinde
ya da katılamayacakları bir şöleni uzaktan seyrettirdiklerinde
yaptıkları bu işte.Şaşkınlığımdan,kederimden,tutmadığı
sözü bir tokat gibi suratına patlatmak,kötülüğünden dolayı ona
hiç değilse sitem etmek aklıma gelmedi.Tek düşüncem: Bu
yaptığının çok acımasızca olduğuna onu nasıl inandırabilirim?
İşte bu umutla ona yalvarmaya başladım,ayın bir parçasını
istemediğimi, yalnızca önceden söz verdiği ay tozundan bir
lokmacık istediğimi anlattım uzun uzadıya.Kendisinde ne
kadar çok vardı,dolaptaki her şey ay tozu kaplıydı, bunun bir
tutamcığını alıp bir kağıdın üstüne ya da ne bileyim benim
derim olmayan herhangi bir şeyin içine toplamama izin verse;
yıllar yılı karşıma alıp bakabilsem kendi ayıma…Öteden beri
düşlediğim bir şeydi, o da biliyordu bunu, kapris yapmadığımı
çok iyi biliyordu. Ama ben yalvarıp yakardıkça o sertleşti,
ağzını açmadan soğuk soğuk baktı durdu bana. Sonra gene hiçbir
şey demeden dolabı kilitledi ve odadan çıktı.
Olduğum yerde durakalmış avucumdaki ay tozuna bakıyordum.
İşte elimde,avucumun içindeydi ay,ama onu nereye koyacağımı,
nasıl saklayacağımı bilemiyordum.En hafif bir dokunuş yok
edecekti onu.Boş yere kafa yordum,bir çözüm aradım yitirmemek
için elimdekini.Oysa kafam bir sis bulutunun içindeydi sanki ve bu
sis bulutunun içinden bir tek cümle yinelenip duruyordu.
“Yüzümden pudrayı silmek gibi bir şey olur bu.Neyle silersem
sileyim yok olacak”.Korkunç bir işkenceydi.Gülünç bir dilenme
açılışında kalmış olan gümüşle örtülü elime son bir kez daha
baktım,boğazımda yumrulaşmış ağlama isteğini yuttum,acı
acı gülümsedim.Ay taa çok uzaklardan gelmiş,derime konmuştu
ve ben onu sıyırıp atmak üzereydim.Bir daha hiç almamacasına.
İsteseydim bile böyle avucum açık,hiçbir şeye dokunmadan
kalamazdım.Er ya da geç parmaklarım bir şeye sürünecekti ve her
şey boşlukta yok olan duman gibi uçup gidecekti.Acımasız bir
aptalın acımasız şakası yüzünden! Kızgınlıkla yumruğumu sıktım.
Yeniden açtım. Artık avucumun içinde görebildiğim tek şey kirli,
karmaşık ince ince çizgilerden örülmüş bir tür ağdı.Dolap kapısına
sildim elimi.Yapışkan bir iz bıraktı,upuzun bir göz yaşının izi gibi.
Evden ayrıldığımda ay ışığı vardı,geceyi bembeyaz aydınlatmıştı.
Dolu gözlerle bir süre baktım ona, sonra biraz ağladım.
Düşündüm ki,temiz ve ak bir şeyler var olmaya görsün,
onu hemen kirletecek birileri çıkar.
“Sana bir kerecik dokunabildim” dedim “Bu bile bana yeter..
Ama lütfen seni kirletip, sahiplenmelerine izin verme.”

Etiketler: , , , ,

Yorum Yapın

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Benzer yazılar

Bir Derviş Bir Derviş

Garip dervişin biri Köşk'ün önünden geçerken evin av meraklısı ve zalim olan beyi yardımcıları ile ava gitmek için evden...

DEVAMI
Galata Kulesi… Galata Kulesi…

Karşıdan karşıya bakıp, kimi zaman aşktan yanıp tutuşan, kimi zaman sadece kendilerine değil,başkalarına da zindan olan iki tarihi mekan.Masmavi...

DEVAMI
İzmir’in Şifresi İzmir’in Şifresi

Simite gevrek deriz biz... Çekirdeğe çiğdem. Kordon elektrik aleti değildir. Kumru da kuş değildir bizim için... Yengen’i yeriz. Sen...

DEVAMI