SOHBET'E BAĞLAN

Yeni Arkadaşlıklar İçin
sahram.net

Türkiye'nin en farklı
sohbet odaları ile
yeni arkadaşlıklara.

Ahde Vefa…

Ekran Alıntısı

Bir gün Hazreti Ömer, ashabın ileri gelenleriyle birlikte bulunduğu sırada iki delikanlı huzuruna girdiler. Kollarından sımsıkı tuttukları yakışıklı ve mert tavırlı, temiz giyinmiş bir genci halifeye getirmişlerdi. Maksatlarını şöyle anlattılar:

-Biz iki kardeşiz; ahlakının güzelliğiyle kabilesi arasında pek sevilen babamız bugün bahçesinde dolaşmakta, meyve toplamaktayken bu genç tarafından öldürüldü. Hak ve adaletin yerine getirilmesi için size getirdik.

Hazreti Ömer gence sordu:

-İşittin değil mi? Ne cevap vereceksin ?

Delikanlı büyük bir vakar, ciddiyet ve sekinetle şu cevabı verir:

-Ey mü’minlerin emiri! Bu iki genç doğru söylüyor fakat müsaade ederseniz hadiseyi birde ben anlatayım. O zaman ne emir buyurursanız, adalet ondadır.

Ben bir çöl adamıyım. Ailemi alarak buralara gezmeye gelmiştim. Tuttuğumuz yol bizi bahçeler arasına sevk etti. Atlarım ve kısraklarım beraberimde idi. İçlerinde asil bir at vardı ki diğerlerinin ortasında endamını, yürüyüşünü görüp de meftun olmamak mümkün değildi. Bahçelerden birinin duvarlarından sarkmış bir dal hayvanın içini çekti. Boynunu uzattı, daldan kopardı. Derhal atı tutup çektim.

Bu sırada duvar kenarından bir ihtiyarın öfkeli gelmekte olduğunu gördüm. Yüzü sert ve kaplan kadar kızgındı. Elinde bir taş vardı. Taşı ata doğru fırlattı. Gözün bakmaya bile kıyamadığı o güzel hayvan o anda bir tarafa yığılıverdi; öldü. Bu hal karşısında kendimden geçtim. Hemen taşı alıp bende o adama attım. Eceli gelmiş olacak ki o da bir feryat ile oracıkta can verdi. Kaçmak istemedim değil fakat bu delikanlılar benden atik davrandılar. Tutup işte huzuruna getirdiler.

Hazreti Ömer:

– Anlaşıldı. Cinayetini itiraf ettin; kısas lazım geldi buyurdu.

Delikanlı aynı vakar ve ciddiyetle:

-Madem ki şeriatın hükmü budur, halifenin emrine itaat gerekir. Fakat benim bir küçük kardeşim var. Ölen babamız ona hayli para ayırmış. ” Oğlum ! Bunlar kardeşinindir ve büyüyünceye kadar bunun muhafazası sana aittir.” demişti. Ben bu paraları bir yere gömdüm, yerini benden başka kimse bilmez. Eğer şimdi kısas hükmünü yerine getirirseniz, o para orada kalır. Yetimin hakkı zayi olur. Yarın alemlerin Rabbi’nin huzurunda o yetimcik, hakkını isteyince ben belki özür dileyebilirim. Bana üç gün müsaade buyurursanız gider o emaneti güvenilir bir adama teslim ettikten sonra döner gelir, nefsimi size teslim ederim. Bu hususta bana kefil de bulunur.

Cenab-ı faruk bir müddet düşündükten sonra:

-Kim bu gence kefil olur ? buyurdu. Delikanlı bir an mecliste bulunanlara dikkatle baktıktan sonra Ebu Gıfari hazretlerini göstererek:

-İşte bu zat ! dedi.

Hazreti Ömer;

-Ya Ebu Zer ! Bu delikanlıya kefil olur musun? diye sordu. Ebu Zer:

-Evet, üç güne kadar döneceğine kefilim cevabını verdi.

Kadr’i kıymetinin yüksekliğiyle ashab-ı kiram arasında bile imtiyazlı bir mevkii olan Ebu Zer hazretlerinin kefaleti tabiatıyla davacılara da makbul ve kafi idi.

Genç bırakıldı. Aradan üç gün geçti, mühlet bitmek üzereydi. Davacı gençler gelmişlerdi. Ebu Zer de hazırdı fakat delikanlı ortalarda yoktu.

Davacı gençler:

-Ya Ebu Zer ! Kefalet ettiğin genç nerede ? Hiç giden gelir mi? Biz ise senin kefilliğini yerine getirmedikçe yerimizden kımıldamayız dediler.

Ebu Zer :

-Daha vakit var, hele müddet bitsin. Delikanlı dönmediği takdirde Allah hakkı için kefalet hakkının icrasına hazırım, dedi.

Hazreti Ömer de:

-Delikanlı gelmezse Cenab-ı hak şahit olsun ki bende dinin hükmünü elbette infaz ederim buyurdu.

Ebu Zer ahlakının güzelliği ve takvasıyla ümmetin göz bebeğiydi. Bütün ashab ümitsizlik içinde Ebu zer için ağlıyordu. Davacı gençlere diyet teklif ettiler fakat gençler kabul etmiyor, kısasta ısrar ediyorlardı.

Nihayet vakit dolmuş ashab-ı kiramın hayret ve heyecanı son dereceyi bulmuştu. Tam o sırada delikanlı çıkageldi. Yüzünden ter taneleri dökülüyordu. Nefes nefese anlattı:

-Yetimi dayısına teslim ettim ve ona paraların bulunduğu yeri gösterdim. Ancak gelebildim. Görüyorsunuz hava sıcak ve yerimiz de epey uzaktadır.

Ashab-ı kiram delikanlının ahde vefasına hayran kaldılar ve bunu kendisine açıkladılar.

Delikanlı:

-Mert olan sözünde durur, diye cevap verdi önce. Kim ölümden kurtulur? ” Dünyada ahde vefa kalmadı” sözünü söyletir miyim?

Mertliğin bu kadar parlak bir misalini veren delikanlının aile ve kabilesi hakkında Ebu Zer hazretlerinden bilgi istendi. Büyük sahabi şu cevabı verdi:

-Ben bu delikanlıyı tanımam. Emir-ul mü’minin huzurunda ve bir çok ashab-ı kiramın arasında yaptığı teklifi reddetmeyi mürüvette uygun bulmadım. “Alemde fazilet kalmamış mı denilsin?”

Bu ulvi tablo kaşısında davacı gençler derhal davalarından vazgeçtiler. Babalarının diyeti verilmek istendiğinde cevapları şu oldu:

-Biz Allah rızası için davamızdan vazgeçtik. “Dünyada kerem sahipleri kalmadı mı denilsin?”

***

“İyilik, güzellik, doğruluk ve fazilet dünyanın esas mayasıdır. Ne olursa olsun, dünya er yada geç kayıp bu çizgiye gelecektir ve bunu engellemeye de kimsenin gücü yetmeyecektir.”

Yorum Yapın

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Benzer yazılar

Hangisi Doğru? Hangisi Doğru?

Günün birinde yolumuz bir köye düşer. Ama bu köy, bildiğimiz köylerden değil. Herkesin kendine göre bir özelliği var. Bu...

DEVAMI
Yamyam Yamyam

Bir adam, vahşi insanlarla dolu bir adaya düşer.Yerlilerce hemen yakalanır ve kabili reisinin huzuruna çıkarılır. Reis derki: -En beyaz adam....

DEVAMI
99 Altın 99 Altın

Eski Çağlar da yaşamış gariban fakat zeki bir adam, camide dua etmektedir. Allah'tan 100 altın ister ve 99 tane...

DEVAMI